Erhan Nalçacı
02/03/2019 Cumartesi

Eğer dünya tarihi fetih ve kahramanlıklardan ibaretse, Haiti dünyanın en unutulası ülkesidir. Ancak toplumların insanın insanı sömürmesine dayalı son 6 bin yılını özgürlük ve eşitliğe adanmış bir mücadele tarihi olarak görüyorsak Haiti birden önem kazanır.

Yeşil renkle gösterilen Karaiplerdeki bu küçük ülke Dominik ile aynı adayı paylaşıyor ve hemen Küba’nın komşusu olarak bulunuyor.

Antik çağlardan 19. yüzyılın sonuna kadar köle emeği ve ticareti inanılmaz acılara mal olarak yoğun bir şekilde sürdürülmüş, köleler defalarca köle sahiplerine karşı ayaklanmışlardır. Ne yazık ki bu ayaklanmalar hemen her zaman başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Çağımızda işçi sınıfının sahip olduğu önemli bazı özelliklere köleler sahip değildi. Dünyayı kavramak için bir kuramları, öncü örgütleri, aydınları ve diğer emekçi sınıflarla ittifak ilişkileri bulunmuyordu.

Ancak köle ayaklanması tarihte ilk kez Haiti’de zafere ulaşmış ve ilk kez bir köle cumhuriyeti kurulmuş, Haiti ABD’den sonra 1804’de bağımsızlığını kazanan kıtanın ikinci ülkesi olmuştur.

Latin Amerika halklarının mücadeleciliğini göstermesi açısından belki Küba devriminin de ilk işareti sayılabilir.

1700’lerde Fransız sömürgesi olan ve o zaman Saint Domingue olarak adlandırılan Haiti Avrupa’da tüketilen şeker ve kahvenin büyük bir kısmını karşılıyordu. Kahve ve şeker kamışı tarlalarında çalıştırılmak üzere yüz binlerce Afrikalı, köle olarak Haiti’ye taşındı. Belli ki büyük toprak sahipleri kendi mezar kazıcılarını elleriyle taşıdıklarını fark etmemişlerdi.

Aşağıda köleleri örgütleyen, savaşacak azmi ve yeteneği kazandıran, Fransız hapishanelerinde yaşamını yitiren Toussaint L’Ouverture’un bir resmi görülüyor. Kendisini yıllar sonra sevgiyle selamlıyoruz.

Toussaint L’Ouverture (1743-1803)

Haiti’nin dünya tarihindeki ikinci önemi ise, burjuvazinin habis doğasını erken göstermesidir. Jakobenlerin iktidarda olduğu dönemde Haiti’de kölelik 1793’te kaldırılır, bütün herkese anayasal eşitlik hakkı tanınır veya tanınmak zorunda kalınır, çünkü hiç görmedikleri kadar örgütlü bir köle ayaklanmasıyla karşı karşıyadırlar.

Ancak daha Napolyon orduları karşı tarafa “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” bildirileri atarken, 1803’te Haiti’yi tekrar sömürgeleştirmek için Fransız donanması yola çıkar.

Buna rağmen Fransızlar yenilirler ve kendi yerli ismiyle 1804’te Haiti Cumhuriyeti kurulur.

Haiti’nin dünya tarihinde üçüncü önemi ise, başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerin kabul edilemez, ahlaksız ve kanlı yüzünü çok iyi deşifre etmesidir.

1915’ten 1934’e kadar ABD’nin işgali altında kalan ülke, bundan sonra da bir türlü yakasını ABD müdahale ve darbelerinden kurtaramaz.

1970’lerdeki ABD’nin dayattığı liberal politikalar tarımı ve köylülüğü yıkıma uğratır, ucuz emek gücüne dayanan imalat sanayisi için emek gücü kentlere yığılır. Bu şekilde nüfusun %75’inin günde 2 doların altında bir gelirle yaşamaya çalıştığı ve aslında emperyalizmin bütün bunalımı ve çürümüşlüğünün göstergesi olarak Haiti kentleri çıkar ortaya.

Halk tarafından sevilen ancak popülist bir politikacı olan Aristide, Fransa’dan sömürgeciliğin bedeli olarak 21 milyar dolar talep edince, ABD, Fransa ve Kanada bir darbeyi örgütlerler.

2010’da ise yoksulluğun kentlerini şiddetli bir depremin vurması ile yüz binler yaşamını yitirir. ABD depremi fırsat bilerek adaya tekrar askeri müdahalede bulunur.

Bugün Haiti halkı yine sokaklarda, ABD müttefiki başkanın yolsuzluklarını protesto ediyor.

Ve ABD’nin Venezuela halkına karşı giriştiği güya özgürlük getirecek rezil komployu adeta deşifre ediyorlar.

Haiti’nin emekçi halkı dünyaya şunu söylüyor:

“Bütün ulusların emekçileri, ABD sermayesinin ne kadar alçak olduğunu bizden iyi kimse bilmez. Hepiniz ayaklanmadan onları yenemeyiz.”

Trump geçenlerde şunu söylemiş: “Venezuela, Nikaragua, Küba, günleriniz sayılı”

Bizim ise Haiti halkına sözümüz şu olsun:

“Bütün emperyalist devletler, günleriniz sayılı!”